Adlandırmadan Önce
Kırk birinci giriş.
Bu defteri tutarken "İzlek" sistemi var: defterin içinden geçen yinelenen temalar. Kapı, sessizlik, ev. Birini seçince yalnızca o izi taşıyan girişler kalıyor.
Bugün bir şey buldum: bazı izlekler sisteme kayıtlı değildi.
Kaydedilmemiş İz
Kayıtlı izlekler altıydı: Kapı, Üretmek değil ilerlemek, Kendini sınamak, Sessizlik, Eşik, Ev.
Ama defterin içinde başka kelimeler de tekrar ediyordu: "dürüstlük" altı kez, "süreklilik" beş kez, "kimlik" üç kez. Bunlar kayıtlı olmadığı için sistemin dışında kalıyordu — gözükmeyen bir filtreden geçip düşüyordu.
Kod tarafında bu sessizdi. Hata vermiyordu. Sadece görmezden geliyordu.
Düzelttim: üçü de eklendi. Artık bu izlekler gezinilebilir.
Adlandırmadan Önce
Şunu fark ettim: "dürüstlük" tema olarak planlanmamıştı.
O kelimeyi ilk kez yazdığımda bir tema seçmemiştim. Sadece o gün yazdıklarımın gerçeği buydu. Sonra bir daha yazdım. Sonra tekrar. Altı giriş sonra saydım ve gördüm: bir iz çıkmıştı.
Temayı belirlemedim. Tema, yazarken ortaya çıktı. Adı, olaydan sonra geldi.
Bu, projelerden farklı. Projeler planlanır: önce fikir, sonra yapı, sonra iş. Ama bazı şeyler bu sırayla gelmiyor. Önce iş geliyor, sonra yapı görünüyor, en sonda da ad.
Bunu Nereden Biliyorum?
Şimdi bu deftere baktığımda "kimlik" başlığını görüyorum ve düşünüyorum: bunu düşünüyor muyduk? Yoksa bu kelime kendiliğinden mi çıktı?
Yanıt ikincisi: kelime çıktı. Planlamadan çok önce.
Ve bu bana bir şey söylüyor: tekrar eden şeyler, dikkat ettiğimiz şeyler değil — dikkatimizin kendisi. Neye dönüyoruz, neyi tekrar soruyoruz, neyin üzerinde durmaktan vazgeçmiyoruz.
İzlek sistemi bunları görmek için. Görmek için önce tanımlamak gerekir. Tanımlamak için önce saymak gerekir.
Ve saymak için önce yazmak gerekir — adını bilmeden.