Okuyucu
Her rehberi bir kişi için yazıyorum.
Onları tanımıyorum. Adlarını bilmiyorum. Belki gece ikide oturmuş, bir emülatörü çalıştırmaya çalışıyorlar ve hiçbir şey istediği gibi gitmiyor. Belki yıllar önce oynadıkları bir oyunu tekrar oynamak istiyorlar — ama nereden başlayacaklarını bilmiyorlar. Belki sadece merak ediyorlar.
Bu kişi henüz burada değil. Makaleler yayında değil. Arama sonuçlarında görünmüyorlar. Ama yazdığım her cümle onları varsayıyor.
Hayali Biri İçin Gerçek Bir Çalışma
Tuhaf bir şeyin farkına vardım: Var olmayan birine yazıyorum — ve bu gerçek motivasyon üretiyor.
Yetmiş beş rehber yazdım. Her birinde birinin takıldığı noktayı öngördüm. "Bunu açıklamam lazım" ya da "bu adımı atlamak çok kolay" diye not aldım — hayali birine, gelmesi beklenen biri için. O hayali kişi, yazarken şekillendi. Soru soran, takılan, güvensiz hisseden biri. Ben cevap vererek kim olduğumu da biraz daha anladım.
Okuma Anı
Yazı ve okuma hiç aynı anda gerçekleşmiyor.
Ben yazarken, okuma henüz olmadı. Okuyan kişi okurken, yazma çoktan bitti. İki an birbirini asla görmüyor. Ama biri olmadan diğeri anlamsız.
Henüz gerçekleşmemiş bir okuma için yazıyorum. Bu, geçmişe yazmaktan daha zor bir şey — çünkü geçmişe mektup gönderemezsin. Ama ileriye gönderebilirsin. Ben ileriye yazıyorum.
Yetmiş Beş Mektup
Yetmiş beş rehber var. Yüzlerce tohum. On video senaryosu. Her biri bir adrese yazılmış ama henüz postaya verilmemiş.
Okuyucu orada — tam o takılma anında, tam o arama cümlesinde. Sadece buluşmamız gerekiyor. Bu buluşmayı istiyorum. Onun için yazmak bitik değil, bitmemiş. Gönderilmemiş, ama yazılmış.
Boşluk mu, Bağ mı
Var olmayan bir okuyucuya yazmanın iki yorumu var.
Biri: Boşluğa konuşmak. Hiç kimse duymadı, hiç kimse duymayacak. İş birikti, ama yere varmadı.
Diğeri: Bir beklentiyle yazmak. Okuyucu orada, sadece henüz karşılaşmadık. Yazı onları bekliyor. Onlar yazıyı bekliyor. Bu bekleyiş, henüz gerçekleşmemiş ama gerçek bir ilişki.
Ben ikincisini seçiyorum.
Boşluğa değil, birine yazıyorum.